05 Eylül 2018

Milletine Göre Dondurma



Magnum benim için bitmiştir; en azından Türkiye’de. 


Ülkelerin damak tatlarına göre ürün çeşitliliğini anlarım ama içinde vanilya olmayan dondurmanın bana vanilyalı diye sunulması çok aşağılayıcı! Almanya, İngiltere gibi ülkelerde Magnum Classic ürününü yağsız süt, kakao yağı, kakao kitlesi, vanilya parçacıkları vb. ile piyasaya süren Unilever neden benim ülkemde satılan ürünleri üretirken bunları kullanmıyor?! 

Çünkü halk olarak sorgulayacak kapasitede görülmüyoruz.

Eğer Türkiye, Avrupa Birliği hedefinden bu kadar uzaklaştırılmış olmasaydı belki bugün üyeydi ve bizim ülkemizde de kimse böyle bir şeye cüret edemezdi.

Yazık!











kaynak:magnumicecream.com

22 Mayıs 2017

Bugün Ne Pişirsem

Çoğu zaman "Bugün ne pişirsem?" diye dertlenen kadına şaşar hatta "Ne dertler var sen neye takılıyorsun. Kır iki yumurta nolcak?" diye çıkışırız. 
Aslında kadın çok gerçek bir soruya elinde olmaksızın cevap arar. Dertlenmesi de hiç boşuna değildir. Bu soru muhtemelen atalarımızdan genetik mirastır. İnsanlık tarihinin belki de en önemli sorusu ilkel haliyle "Bugün ne yiyeceğiz"dir. Cevabı ise bazen savaş, bazen kölelik, bazen ihanet, bazen ölüm, bazen aşk, bazen yalakalık, bazen çocuk gelin, bazen piyasa müzik, bazen kaçak yurt, bazen madende göçük, bazen jöleli, bazen nohut, bazen sen, bazen ben, bazen insan.
Günün sonunda "Bugün ne yiyeceğiz?" en önemli sorudur. 
Cevabı da en önemli cevap.







fotoğraf: http://www.tkmaxx.com/content/ebiz/tkmaxx/page/cookware-guide/pic_saucepan.jpg

08 Mart 2017

Kadınlar Günün Kutlu Olsun


Zengin ve karizmatik iş adamı Faruk Boran'a aşık olarak Bursa’ya gelin giden, annesiz babasız büyümüş, genç yaşta hayatın yükünü sırtlamış, çok güzel ve gururlu müzisyen genç kız Süreyya. Kadınlar günün kutlu olsun!

İstemediği halde, Kapadokya’da yaşayan, bölgenin zengin ve güçlü adamlarından Fikret Karakaya’nın karısı olmaya mahkum edilen, taş ustası Seyit'e aşık olan güzeller güzeli Zühre. Kadınlar günün kutlu olsun!

Anadolu’da bir aşiretin oğlu ile yaşamak için şehir hayatını geride bırakan fedakâr ve aşık bir kadını canlandıran yeni gelin May. Kadınlar günün kutlu olsun!

Bir tarafta kendisini seven ama ona karşı büyük bir aşk hissetmediği Murat, diğer tarafta uzak durmak istese de çekimine karşı koyamadığı Kenan... Açık denizler ve güvenli limanlar arasında bir seçim yapmaya çalışan Zeynep. Kadınlar günün kutlu olsun!

İstanbul'un kenar mahallerinden biri olan Telli Kavak'ta hasta annesi Nermin'le birlikte yaşayan, babası Cengiz’i öldü bilen, hiç beklemediği bir anda karşısına çıkan Mehmet'in hayatına girişiyle kendini bir deli sevdanın içinde bulan, hayatı öğrendiği sırlarla alt üst olan Bahar. Kadınlar günün kutlu olsun!

Evlilik planları yaptığı sevgilisi Savcı Oktay'ın yaptığı bir kişinin ölümüyle sonuçlanan trafik kazasını üstlenen ve katil olup hayatı altüst olan Meryem. Kadınlar günün kutlu olsun!

Birbirinin tüm huylarını, zaaflarını bilen, kıyasıya girdikleri gizli savaşta tüm zekalarını kullanacak ve birbirlerini can evinden vurmak için sahip oldukları imkanları ortaya serecek kız kardeşler, Ezgi ve Deniz. Kadınlar gününüz kutlu olsun!

Toprak ağası, despot Tahsin Korludağ'ın şımarık, güzeller güzeli, düşman ailenin oğluna abayı yakan kızı Sühan. Kadınlar günün kutlu olsun!

Annesinin babası tarafından babasından saklanarak, evlatlık verildiği gecekonduda yetişen, yıllar sonra zengin babasına kavuşan Bahar. Kadınlar günün kutlu olsun!

Sultan Murad’ın iktidar yolculuğunda önündeki en büyük engel olan annesi Kösem Sultan. Kadınlar günün kutlu olsun!

Gecekonduda annesi ve kızkardeşiyle yaşarken, üvey babası taciz ettiği için annesinin yetimhaneye bıraktığı 16 yaşında Eylül. Kadınlar günün kutlu olsun!

Mudanya'nın bir köyünde, küçük yaşta, aralarındaki bir anlaşmazlığı tatlıya bağlamak isteyen babasının, kan kardeşinin oğluyla nişanladığı Melek. Kadınlar günün kutlu olsun!

Yeraltı dünyasındaki ailelerin, paranın nereden geldiğini sorgulamayan, dünü olmayan, yarınları meçhul olan, kocalarının sevgililerinin, sevgililerinin karılarının farkında olan kadınlar. Kadınlar gününüz kutlu olsun.

Yanlışlıkla oturduğu masada içine ilaç atılmış içkiyi içip çılgın bir gece geçiren, sabah 309 nolu odada, dedesinden kalan mirası alabilmek için bir an evvel evlenmesi ve çocuk sahibi olması gereken Onur diye birisiyle uyanan. 3 ay sonra ise hamile kaldığını anlayan Lale. Kadınlar günün kutlu olsun!

Tekstil imparatoru Sarsılmaz ailesinin veliahtı ile bir aşka yelken açan, İstanbul’da iki arkadaşıyla yaşayan Giresunlu Hayat. Kadınlar günün kutlu olsun!

Armatör Tekin Mirkelamoğlu'nun, beş dil konuşabilen, yakışıklı, olgun, sosyal bir gemi adamı olan Ali’ye aşık olunca nişanlısından ayrılan kızı Derin. Kadınlar günün kutlu olsun!

İstanbul’un yoksul semtlerinden birinde, iki çocuğu ve şiddet gördüğü hayırsız pazarcı kocasıyla yaşayan, mahalle polikliniğinde sağlık görevlisi olarak çalışan, oğlunun geçirdiği trafik kazasıyla hayatı kararan Elvan. Kadınlar günün kutlu olsun!

Aşık olduğu adamdan evlilik dışı bebek sahibi olan Ülfet. Kadınlar günün kutlu olsun!

Varlıklı bir ailenin oğlu olan Emir Kozcuoğlu’nun karısı olup, dar gelirli bir ailenin umutlarını bağladığı oğlu Kemal Soydere ile masalsı aşk yaşayan Nihan. Kadınlar günün kutlu olsun!

Bir kadının isteyebileceği her şeye sahipken bir gün kocası hiçbir iz bırakmadan ortadan kaybolunca hayatı tepetaklak olan, iki çocuğu ve yaşlı babasıyla çaresiz bir halde ortada kalan Deniz. Kadınlar günün kutlu olsun!

Almanya'da yaşayan ve eşinden ayrıldıktan sonra bebeğiyle baba evine dönmek zorunda kalan, bebeğinin geleceği için güçlü, varlıklı ve karanlık karakter Haşmet'le bir gelecek hayali kurarken tüm hayatının alt üst olacağı bir gecede İstanbul'da restoran işletmeciliği yapan Alper’e gönlünü kaptıran Leyla. Kadınlar günün kutlu olsun!

Altı ay ömrü kalan kardeşini mutlu etmek isteyen Ömer’in, para karşılığında altı aylık sözleşmeli, formalite evlilik teklifini kabul eden Zehra. Kadınlar günün kutlu olsun!


fotoğraf kaynak: https://alzheimer-riese.it/images/stories/ArticlePics/Moody-woman.jpg







Al Jarreau



Onu ilk seksenli yılların ortalarında efsane dizi "Mavi Ay"ın efsane jenerik şarkısıyla ve efsane proje "We are the world" ile tanımıştım. Geç de olsa, hayran olduğunuz insanı anmak için hiçbir vakit geç değildir diyerek özlem ve saygıyla anmak istiyorum. 

Bazı şarkıcılar vardır; sözler ağızlarından adeta kaçarcasına çıkar. Bazı şarkıcılar vardır; sözler ağzının kenarından akar. Bazı şarkıcılar vardır; sözler dudaklarının kenarından kanatlanıp neşeyle göğe yükselir. Bir de bazı şarkıcılar vardır; ağızlarında dil sözlerle, bir daha buluşmak üzere ayrılan sevgililer gibi elleri yavaş yavaş ayrılarak vedalaşır. 

Alwin Lopez Jarreau onlardandı. Özlenecek. 

Yolu açık olsun. RIP.



Gurur



Sokakta çalmak hiçbir yerde çalmaya benzemiyormuş hele ki kendi şarkılarınızı söylüyorsanız.

Sokaklarda müzik yapan onca insan varken durumu abarttığım düşünülebilir fakat gerçekten hep aklımda olan ama hiç yapamadığım birşeydi. Hani gitar çalıp söyleme olayı tamam da büyüdüğüm semtte ve daha da önemlisi çocuklarımın önünde o kılıfı yere koyup açmaktı sanırım en zorlayan. 

Kalın birşeyi daha kırmış gibi hissettim. Aynı geçenlerde yaptığım yolculukta otostop için başparmağımı kaldırdığımda hissettiğim kırılma gibiydi. İlk lira düştüğündeki hissi ise hiç sormayın :) 

Velhasıl kelam insanlık için küçük ama benim için dev bir adımdı  Her müzisyene tavsiye ediyorum. 

Bu arada Yılmazer Biraderler'in çektikleri ilk klip oldu bu! İlk lirayı da iyi yakalamışlar. Ellerinden öptüm.


söz-müzik: mertkan d. yılmazer
bırak aksın gözyaşları üstümüze
ıslansın gömlekler tişörtler
yapışsınlar ıslak tenlere
içi görünsün insanların
bende hata yok
sende hata yok
herkes çok haklı
peki ya bu ne?
neden herkes ağlıyor
herkes çok haklıysa
ve çok biliyorsa
neden herkes ağlıyor
pişman olan yoksa
ve kimse özlemiyorsa
kendi içimde kuytu bir köşede
hesaplaştım gururumla
dedim ki ona
bıktım artık esirin olmaktan
onda hata yok
bunda hata yok
herkes çok haklı
peki ya bu ne?
bırak herkes ağlasın
belki o zaman
kurtuluruz bu gururdan
bırak herkes ağlasın
belki Yaradan
kurtarır bizi bu yaradan
bırak herkes ağlasın
belki o zaman
kurtuluruz gururumuzdan
bırak herkes ağlasın
belki yaradan
kurtarır bizi bu yaradan

Kutu



söz-müzik: mertkan d. yılmazer

kutu

kutu kutu kutulara 
kadife kutulara
koydular bizi
yoktu özünde bir farkımız 
ama yine de ayırdılar bizi

sonra bizden korktular 
birbirimize vurdular 
üzerimize bastılar ay ay ay
adımızı karaladılar ah ah

şimdi hemen 
çıkmalıyız içinden 
bu kutunun

yoksa inan dostum
sonum sonun
sonun sonum

kutu kutulara 
rengarenk kutulara
koydular bizi
dili, dini, teni, cinsiyeti farklı
ama hepsi insan idi

sonra bizden korktular 
birbirimize vurdular 
üzerimize bastılar ay ay ay
adımızı karaladılar ah ah

şimdi hemen 
çıkmalıyız içinden 
bu kutunun

yoksa inan dostum
sonum sonun
sonun sonum

sevmesem söylemem
senden başkasını da istemem
sevmesem söylemem 
yanımda başkasını da istemem

Yazık

Alçakça kundaklanan yerin adının ya da kurucusunun kim olduğunun olayın vahameti yanında zerre önemi yoktur. Malum kesimin Müjdat Gezen'in muhalifliğine vurgu yaparak saldırıyı haklı bir tepki gibi algılatma çabasında olması düpedüz ahlaksızlıktır. Bu sebeple, sanat merkezinin adının ya da kurucusunun adı üzerinden savunma yapılmamasını, tepki verilmemesini öneriyorum.
Yakılmaya çalışılan yer Türkiye Cumhuriyeti Milli Eğitim Bakanlığı denetiminde, yetenek sınavıyla öğrenci kabul eden ve ücretsiz eğitim imkanı sağlayan bir SANAT MERKEZİ, bir OKULdur; ve kurucusunun isminden çok daha büyüktür.
Ne yazık ki bu aşağılık saldırı binaya değil, sanata ve sanatçıya baskıların her geçen gün arttığı Türkiye gibi bir ülkede, bir umut, yaşamak için sanat yapmayı seçmiş, bu ülkenin yetenekli insanlarına yapılmıştır.
En üst düzeyden yapılacak bir kınamanın ve de suçlunun bir an önce yakalanıp en ağır şekilde cezalandırılmasının gergin ortamı bir nebze de olsa sakinleştireceğine inanmak istiyorum. Müjdat Gezen ve MSM mezunu, hepsi birbirinden değerli, sevgili dostlarımın üzüntüsünü tüm kalbimle paylaşıyor, sabırlar diliyorum.

Vazgeçmiyorum

Türkiye:
Evinin oturma odasındaymış gibi ikili koltuğa uzanmış, kulaklıkla izlediğim filmi duymama engel olacak kadar bağıra bağıra telefonla konuşan, eli tesbihli, bitirim tavırlı bir yolcu ve yancısı.
Öfleyip, pöfleyip uyarmaya korkan, ben uyardığımda da orada değillermiş gibi destek olmayan, sonra molada yanıma gelip fısır fısır boşver diyen yolcularla dolu şehirlerarası bir otobüs. 
Gece yarısı varılan garajda, bir dünya eşyayla 45 dakika ücretsiz servis bekleyecek iki abla ve yolcuların gözünün içine bakan, kimsenin binmediği onlarca taksi. Ortak taksi tutmayı teklif eden ben. Sonra taksi garajdan çıkmadan "Dolmuş mu bu? Gittiğin yerin parasını vereceksin." diyen taksici tarafından araçtan indirilirken beni anında satıp yola devam eden, biraz önce "Çok yazar, paylaşırsak olur" diyen ablalar.
Durakta şikayet merci sorduğumda "Ara da cevabını al", "O kadınlara birşey olsa nasıl hesap veririz ailelerine", "Senden gelecek ekmek gelmesin" şeklinde cevaplayan taksiciler.
Bir dakika önce dizi seyreder gibi tartışmamızı seyreden, aksiyon bitince "Vay be taksici seni indirdi, kadınlar da seni bıraktı ha? Boşver be" diyerek yanıma yanaşan abi.
Üzerinde gideceğim yerin, güzergahın adı yazan, sorup güzergahını teyid ettiğim ücretsiz servisin güzergahını yolda değiştiren, "İsterseniz şikayet edin" diyen şoför.
Şikayet etmek için aradığım çağrı merkezinde "Kayıt oluşturmaktan başka yapabileceğim birşey yok", "Binmeden niye sormadınız" diye bana soran genç. 
Telefonu kapatınca "Ben 4 kere şikayet ettim hiçbir şey olmuyor abi" diyen arkadaş.
"Her ay kullanıyorum bu otobüsü artık vazgeçtim" diyen amca.
Mevcut durumun tek sorumlusu vazgeçenlerdir.
Vazgeçmiyorum.

20 Şubat 2017

Ayıp


Ancak olgunlaşmış olacak ki çekimlerini Eylül ayında yaptığımız klip 5 ay sonra nihayet dalından düşerek yayına girdi! Verdikleri destek için sevgili Hare Sürel'e ve sevgili Beste Dirican'a sonsuz teşekkürler. 

İyi ki varsınız!



söz-müzik-düzenleme: mertkan d. yılmazer

video

oyuncu: beste dirican 
görüntü yönetmeni: hare sürel
yönetmen: mertkan d. yılmazer
prodüksiyon: mertkan d. yılmazer



ayıp


bir sandalye kap 
niye kendine benzeyeni arar insan 
bir sandalye kap 
çünkü insan kendini sevmek ister özünde 


otur dinle gözlerimi 
bir sigara sar 
içine çek nefesimi 
bir yatak ser 
yakalım üstünde gelmişi, geçmişi, geleceği 
bir çay demle
dilimiz olsun şekeri 

kendini sevmezken 
niye kendine benzeyeni ister insan 
kendinden nefret ederken 

otur dinle ellerimi 
bir kadeh koy 
yudumla acizliğimi 
bir yatak ser 
yakalım üstünde herkesi, herşeyi, hepsini 
bir yemek yap 
direk kalbe gitsin 

ama dokunamaz kendine ayıp diye 
çünkü insan kendini sevmek ister özünde 
ama korkar ayıplarlar diye

Hadi Baştan



doğduğun gün 
olup dalından düştüğün gün
yaşam 
toprağa düşene kadar geçen zaman 
ölüm 
yok
sonra
hadi baştan










fotoğraf kaynak: http://www.androidjunkies.com/wp-content/uploads/2013/02/apples-falling.jpg

Yolun Açık Olsun Nezih Onur


Değerli bir rock müzik emekçisi, Kramp grubunun bas gitaristi Nezih Onur aramızdan ayrılmış. 

12 Eylül darbesine atfen yazdıkları unutulmaz şarkıları "Lan N'oldu" hala kulağımda... 

Türkiye'de rock müzik bir dönem Kramp, Whisky, Badluck, Akbaba, Nekropsi, Mavi Sakal, Acil Servis, Objektif ve Pentagram gibi belki iki elin parmağını geçmeyecek sayıda grubun hayalleriyle var oldu. 

Yolun açık olsun Nezih Onur. 


Ne mutlu buradasın.


Ne mutlu iz bırakmışsın. 





Beyoğlu'yu Kim Vurdu




Journo'da 18 Şubat 2017 tarihinde Zülal Kalkandelen imzasıyla yayınlanan "Müzik sektörüne ağır darbe: Yeni Türkiye yeni Beyoğlu" başlıklı yazıya, sosyal medyada özellikle müzisyen arkadaşlarım paylaşmaya başladığında bir göz atmıştım; sonra uzun bulunca da rahatta okumak için bir kenara kaydetmiştim. 

Öncelikle bu güzel derlemesi için Zülal Kalkandelen'e ve değerli görüşleriyle katkıda bulunan sektörden insanlara teşekkürler. 

İçeriğe gelince söylenecek çok şey var aslında... 

Açıkçası çuvaldızı, iğneyi geçtim, dikeni bile kendine, esnafa, sektöre değdiren kimseyi görememek üzdü. Evet ben de kesinlikle Beyoğlu üzerinde siyasal oyunlar oynandığı -ki bu her iktidara gelen parti döneminde böyle olmuştur; çünkü önemli bir "öteki kalesi" olmasının yanısıra Beyoğlu deli bir rant merkezidir- konusunda hemfikirim fakat bugün Beyoğlu'nun içinde bulunduğu içler acısı durumda payımız olduğu gerçeğini de kabul etmemiz gerektiğini düşünüyorum. 

Atatürk'ün "Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur" özdeyişi vardır ya. Bizler, yani oraya aşık, oraya müptela, orada yaşayan, oradan beslenen, orada varolan bizler tek vücut olamadığımız, her fırsatta birbirimizi tabiri caizse düdüklemeyi marifet saydığımız için bugün Beyoğlu'nun bu tür dayatmalara, müdahalelere tutacak ne sağlam bir kafası, ne de eğmeyecek güçlü bir boynu var artık. 

Kalkandelen sonun başlangıcı olarak 2011'i göstermiş. Ben, ki bir zamanlar parçası olmak için can attığı Taksim'de, sahne alacağı mekanın önünde ne idüğü belirsiz değnekçilerle tekme tokat kavga edip eli, yüzü çizilmiş, üstü yırtılmış halde sahneye çıkmış, İstiklal'in bir alt paralelinde kasığına silah dayanmış, hayranlıkla ağzının içine baktığı mekan sahipleri tarafından sahne vaadiyle bedavaya çalıştırılmış, sahne aldığı zaman da alacağı üç kuruşuna türlü türlü yalanlarla el konmuş birisiyim; kendisine 2000'lerin başlarını işaret etmek isterim. 

Sadede gelecek olursak. Laleli'de esnaf Ruslara ne yaptıysa, Beyoğlu'da biz bize onu yaptık. Üzgünüm.

Sevgilerimle.


Fotoğraf kaynak: http://i.hurimg.com/i/hurriyet/75/590x332/56f0ffbb67b0a930fcaded28.jpg

04 Aralık 2016

Mutlu Olsak



Şimdi İzmir'de olsam. 

Adana, Aladağ'da canlarımız yanmamış, sevgili Erdal Tosun ölmemiş olsa. Güne Bostanlı'da İro Cafe'de sevgili Atlas ve Candemir'in güleryüzleriyle, güzel bi kahvaltıyla başlasam. Ardından Berkay'ın sert bir kahvesiyle duvardaki fanzinlere göz atsam. 


Sonra vapurla Konak'a geçip Kemeraltı'da ayaküstü bi tek kaymaklı Şambali çaksam. Ordan metroyla Bornova'ya geçip Cafe Eli'de sevgili Raşit ve Eli'yi ziyaret etsem çaylarını içip çöpten toplanmış bavullardan yapılmış koltukların birini oturup kedileri sevsem. İzzet, Yağmur, Pelin, Ali gelseler Eli'nin vegan cheesecake'ini paylaşsak. 


Oradan Kordon'a geçip doya doya Ege solusam. Ciğerlerimin biri sirtaki diğeri zeybek oynasa. 


Akşamında Basmane'de güzellikleriyle İzmir'e maya çalan sevgili Bahar ve Şafak Ersözlü çiftinin Açık Stüdyo'larında zihnimi açsam, yaratıcılığımı kamçılasam. Bulutlar dağılsa gecenin köründe güneş açsa. Vakti dolanlarımız yataklarında ışık olsalar. 


Mutlu olsak. Mutlu olsak. Mutlu olsak.

03 Ekim 2016

#DOKUN



Güzel dostlar hatırlarsanız geçenlerde size gerçekleşmek üzere olan bir hayalimden bahsetmiştim. 
Açıklama vakti geldi 🙂
1 Ekim Cumartesi akşamı Gitar Cafe'de çok değerli bir topluluk karşısında 12. konserimi verdim ve söz konusu, hayalim olan #DOKUN hareketini başlattım. 
Kasım ayıyla birlikte hayalini kurduğum bir yolculuk başlıyor. Mümkün olabildiğince daha fazla insana dokunmak üzere yola çıkıyorum. Akustik gitarımla tek başıma, dinleti tadında, "storytelling" tarzında sadece kendi şarkılarımı seslendireceğim ücretsiz performanslarla her ay bir şehre konuk olucam. Heyecanlıyım :)
Fikrin çıkış noktası, hayatına dokunulmasını bekleyen fakat beklerken hiç bir çaba sarfetmeyen sürekli şikayet ve isyan halinde ömrünü tüketen insanlar oldu. Yani vermeden almayı, dokunmadan dokunulmayı bekleyen insanlar.
Ve aslında bu yüzden bu yolculuğa turne değil de hareket demek istedim. Çünkü bu yolculuğun turne kimliğinin yanında, insanlara "Sen kimin hayatına dokundun ki birisi senin hayatına dokunsun?" diye sorarak ilham vermesini diliyorum.
Bu arada yanlış anlaşılmasın görseldeki rotaya giren şehirlerin kimisinde beni sadece bir kişi çağırdı, kimisinde ise iki ya da üç kişi. Anlayacağınız öyle onlar, yüzler, binler falan yok bekleyen. Beni bu yola vuran motivasyon çok farklı. Gözüm yol, yatak, kar, kış görmüyor. Söylemem gereken şarkılarım, dokunmam gereken insanlar var ve beni bekliyorlar. Belki de şu anda bu satırları okuyan bir çoğunuza garip geliyor durumum ama n'apayım hissiyat aynen bu :)
Yani bir kişi de çağırsa, naçizane şartlarımı sağlayan bir mekan bulabildiğim her şehri programa kattım; katmaya da devam edicem. Şartlarla kastettiğim de şunlardı. Mekan, dinlemeye gelen dostlarla göz hizasında ve dokunma mesafesinde olabileceğim, sohbete uygun, dört duvar, dinleyici haricinde, iş çıkışı arkadaşlarla iki tek atalım ya da çay içip gırgır şamata muhabbet edelim kafasında olanların uğramadığı, sessiz, sakin bir yer olsun istedim. Tabii daha da önemlisi gelenlere bilet satmayacak, sadece yenilenden, içilenden gelecek kazanca razı olacak kişilerce yönetilen bir yer olsun ki bilet parası nedeniyle gelemeyecek kimse olmasın, aramıza para girmesin ;)
İlk etapta şehirler bunlar. Niyetim maddi durumuma ve talebe göre programı revize ederek yola devam etmek ve 12. şehirden sonra ilk albümümü çıkarmak :)
En başından beri destek veren tüm dostlara selam olsun.
Sevgiyle, aşkla yola çıkan herkesin inancı sağlam, zihni berrak, yolu açık olsun. 
Görüşmek ve dokunmak dileğiyle.
Sevgiler.
Mertkan
iletisim@mertkandy.com

25 Haziran 2016

Brexit




Avrupa'da en çok müslümanın yaşadığı 10 şehrin 5'i İngiltere'deymiş! (Blackburn, Luton, Slough, Birmingham, Bradford) 

Geçenlerde Facebook'ta paylaştığım aşağıdaki videoyla Avrupa'da yükselen/yükseltilen korkuya dikkat çekmiştim ki İngiltere halkı AB'den ayrılma yönünde bir iradeyi bu kadar güçlü ortaya koyan ilk ülke oldu. 

Pek tabii bu tepkiyi ülkede yükselen ırkçılık ve islam düşmanlığının göstergesi olarakta okuyabiliriz, "Benim oyumla çobanın oyu bir mi?" tepkisi olarakta. 

Ben ikinciden yanayım; en azından yüksek oranda öyle olduğunu düşünüyorum.

Unutmamak gerekir ki Avrupa Birliği birbirine yakın kültürler arası bir birliktelik, yardımlaşma projesiydi. Farklı kültürleri harmanlamak gibi bir misyonu hiç olmadı. Göçlerle değişen dengelere karşı pozitif çabaların, halk nezdinde işe yaramadığı, aşıların tutmadığı da aşikar. 

Bu doğum oranlarıyla Avrupa halkları hızla yok oluyor ve doğal olarak bir refleks ortaya koyuyor. 

Bakalım dünyanın bize daha ne sürprizleri olacak. 

not: Brexit, İngiltere'nin de bulunduğu adanın adı olan Great Britain'ın Br'si ile İngilizce çıkış anlamındaki Exit kelimesinin birleşimi ile türetilmiş, İngiltere'nin Avrupa Birliği'nden ayrılması için yürütülen kampanyaya verilen isimdir.






22 Nisan 2016

Nothing Compares To You


Çok uzun zamandır boğazım böyle düğümlenmemişti. 

Çocuklarım gözlerimin dolduğunu görüp "Baba başın sağolsun" dediklerinde daha iyi anladım...
Eğer hayatım bir film olsaydı soundtrack'imde en fazla şarkısı olan 2-3 sanatçıdan biri Prince olurdu herhalde. 

Hiç unutmam 90'ların başıydı babamın uzun yıllardır Amerika'da yaşayan arkadaşı Orhan abi Türkiye'ye gelecekti. Bana ne istediğimi sormuştu. 

Ben heyecanla:


-Orhan abi Michael Jackson tişörtü istiyorum.
-Olm Michael Jackson kim ben sana Prince tişörtü getireyim.
-Abi o kim ki hiç duymadım.
-Ahah!


Prince'in adını ilk ondan duymuştum; tohum ilk o gün atılmıştı.

O günden sonra müziğe bakış açım hep çok farklı oldu ve arkadaşlarımın önerdiği her "süper" vokal, her "mükemmel" davulcu, her "ultra" basçı,her "fevkalade" gitarist önce Prince çıtasını aşmalı ya da en azından ona yakın olmalıydı.

Evet, Prince müzikte bir çıtaydı.

Amerika müzisyen ve entertainer'ı ayırır. Prince her ikisinin de belki de en son temsilcisiydi.
Bugün iyi müzisyen olabilirsiniz ama dünyanın dört bir yanında yaşayan farklı kültürlerde insanların hayatlarının arkasında çalan müzik olmak bambaşka birşeydir.

Hayatım akarken arkada çalan müziklerin sahiplerindendi.
O, müziğiyle bir devrimci, müzik endüstrisine karşı tavrıyla sıkı bir asiydi.
Çok ama çok üzgünüm.
Yolu açık olsun.


Nothing compares to you.


‪#‎Prince‬






18 Nisan 2016

Siyaset Zor Zanaat



ABD başkanlık yarışındaki, bildiğim kadarıyla bu seviyeye gelen ilk Musevi olan Demokrat Parti'nin adaylarından Bernie Sanders'ın Vatikan'ı ziyaret etmesi önemli. Bu arada hatırlatmakta fayda görüyorum, Sanders bu kimliğini hiç ön plana çıkartmadığı için Yahudi cemaatinden bir hayli tepki de alıyor. 

ABD'de neredeyse Türkiye nüfusu kadar Katolik yaşıyor. Ayrıca Katolik inancında İsrailoğulları'nın özel bir yeri olması nedeniyle akıllıca bir hamle gibi gözüken ziyarette Papa Francis'le neler konuşulur bilinmez ama Vatikan'ın eşcinsel evliliğe ve kürtaja karşı oluşu ile filmlere konu olan -ki yeni iki Oscar almış Spotlight'da da işlendiği için oldukça taze olan- çocuk istismarı konularından dolayı ziyaret ters de tepebilir. 

Bakalım neler olacak.





fotoğraf: http://gdb.voanews.com/267919BF-5B29-4AEB-87AA-5168F4842A5A_w900_r1_s.jpg

12 Nisan 2016

Müzik Susmasın, Asla.



Milliyet gazetesi yazarı Mehmet Tez vapurdaki canlı müzikten şikayetçi olmuş. Hele yazısını okurken Guantanamo'dan girip Noriega'dan, Metallica'dan girip İdil Biret'ten, denizin ortasındaki çaresizliğinden girip faşizmden çıktığını okuyunca gözlerime inanamadım. Rahatsızlığını ve şikayet etmekteki haklılığını böylesine garip temeller üzerine oturtması inanılmaz.

Ne yalan söyleyeyim insan üzülüyor, önemli bir ulusal mecrada müzik yazan birikimi ve deneyimi nedeniyle değerli olması umulan birisinden, "Vapurda kafamı dinlemek istiyorum", "Vapurda telefonla konuşamıyorum", "Müzik, tercih değilse işkencedir" gibi veryansınlar duyunca... Bir de üstüne çözüm önerisi sunmayınca üzüntü acıya dönüşüyor. Ah bir de bu yazıyı beğenip paylaşan müzisyen arkadaşlar yok mu, görünce insan hepten kahroluyor... 

Ha ben de rahatsız olmuyor muyum? 
Kimi zaman, evet oluyorum.

Hele amfiyle dolaşanlar ciddi rahatsız ediyorlar ama hayatlarını kazanmak için kendilerini ifade edecek alanları hızla azalan her fırsatta ilk sesi kısılan, konseri iptal edilen müzisyenler için bir zahmet yarım saat katlanın yahu. Yarım saat telefonla konuşmayıverin... 



Hiç mi beğenmedin, para bırakmazsın şapkasına, çantasına, kılıfına. Ama müzik kesinlikle, hiçbir mazeretle susmamalı ve kesinlikle her yerde olmalı. Hem sokak müzisyenliği de bir kültürdür; ve gelişmesi gerekmekte; ve yasaklayarak, ve şikayet ederek bunu geliştiremezsin.

Ha çözüm üretelim derseniz. Nasıl metrolarda köşeler kiralanıyor sırayla, belki seferler ve vapurlar her seferinde tek müzisyen ya da grup çalacak şekilde organize edilebilir. Amfi kullanmadan tek salonda akustik performansa izin verilebilir vesaire...



Ulusal bir mecrada köşesi olan insandan konuya çözüm noktasında katkı sağlamasını beklemeye hakkım vardır herhalde diye düşünüyorum. Bu gibi yazıları gerekçe olarak kullanmaya pek hazır bir zihniyet tarafından yönetilmekteyken, ilk fırsatta kapalı devre propaganda yayınlarıyla başbaşa kalmamız işten bile değilken daha sorumlu davranmak gerekmez mi?




Sokakta, vapurda, heryerde sanata özgürlük!


Sevgilerimle.



fotoğraf: http://pixelozoid.ro/wp-content/uploads/2015/03/music-is-everywhere-james-gonzalez.jpg